doğrular ve yanlışlar
Adalet timsaliydi bu güne dek teraziler… bir kefesinde doğrular, diğerinde yanlışlar. Şimdi ise ikisi de Ankara yolunda kaybolmuş iki niteleme sıfatı. Kim ne yaptı ki insanoğlu hayali dünyasından maddeye inip inkara varan sözleriyle yaratılışın amacından bu kadar uzaklaştı.Bizler en son doğruyu asr-ı saadette mi bıraktık. İtikleye itikleye ısıttığımız inanç değerlerimi küçük alevlerle ömür sonu çıralarımıza götürmeye çalışıyoruz. “Ben doğru, sen yanlış”ız. Sen ne zaman ben değilsen o zaman yanılmış gibi sanmışız. Halbuki doğru ikilemi, kime göre çözümsemesinin eleğinden geçemeden haykırıyor bırakın yakamı diye. Siz, sizsiz yaşayamazken biz sizi dinlemekten bıktık bizi dinlemeyen tüm sizler. Kontrol edilemeyen bir yanılgı yansımasıyla zihnimizde oluşan şekil artık ne doğrunun nede yanlışın bizden çektiğinin başka hiçbir şeyden çekmediğini söylüyor. Kefillik kelimesi tarih olurken, yaşamsal lirik duygular, Türkçeleştirilemeyen anlamlarla, gayet batılı ve gayet sözde bir şekilde tarihsel ağlayışlarda…
Sözün özü çözümlenemeyen tüm kriterler ve kimlik sorunu, yabancılaşan kimi soysuzlara göre yüreğimizden atamadığımız kitap ve bayraktan ibaret. İtaat, taat, takat gibi sözcükler ise duymayı arzulamadığımız şeyler. O zaman kime göre doğru kime göre yanlış. Bu nasıl bir kişiselleştirme aşaması, nasıl bir yaşam politikası, nasıl bir bakış açısı veya kimin bakışı veya kaç derecelik bir açı.
Kafam bu kadar karmaşık söylemlerle doluyken çoban ve koyunun hikayesi geldi aklıma. Çobanın biri koyunlarına sadece papatya yedirirmiş. Bunu gören köylülerde çobana deli derlermiş. Çoban kimseyi dinlemez koyunları dere tepe gezdirir sadece papatyaları bulur ve onları yedirirmiş. Fakat sürü sürekli dağılır bir o yana bir bu yana gidermiş. Bir gün deli çoban illallah etmiş işi bırakmış ve köyde başka bir çoban koyunları gütmeye başlamış. Bir gün iki gün derken çoban koyunların bir türlü ot yemediğini fark etmiş. Ne yapmalı ne etmeli bu koyunlara bunları yedirmeli yoksa işinden olacak, deli çoban gibi papatya aramaya çıksam olmaz çok yorulurum buna bir çözüm bulmalı demiş. Köydeki alim zat’a gidip sormuş ne yapmalıyım diye, alim şu tarihi cevabı vermiş, koyunları bir gün aç bırak sonra hepsine az biraz papatya getir eğer yerlerse bir gün daha aç bırak, sonra bir daha sonra bir daha elbet bu papatya sevdasından vazgeçeceklerdir. Bunu deneyen çoban üç gün geçmeden amacına ulaşmış. İşte bu hikayede çok ibretli bir tablo vardır. Biz bizleri güzellikler içinde yönetmeye çalışan sistemleri reddedince, bir gün elbet bizleri inancımızdan uzaklaştıran içi boş din sistemini bizlere dayatan bu şekli arzulayınca bu yaşantı bize hak olmuştur. Hatta bir gün bekledikleri gibi bu papatya sevdasından da vazgeçeceğiz.
Yaratan yaşatan, idare eden Rahmeti sonsuz olan Allah bizleri papatyadan vazgeçmeyenlerden eylesin. Şimdi sıra kendini koyun değil de çoban olarak görenlerde; bu dünyada zorlukları aşarak insanları papatya tarlalarına sürükleyebilecek taakatınız varsa hodri meydan. Çok ezilirsin ve deli derler sana. Razı ol bıkma. Unutma ey insan Allah doğrularla beraberdir. O dereleri o tepeleri aşarken çok diken batar ayaklarına çok kanar vucudun çok yanar yüreğin.
İnsan hidayetini dirayetini ve ferasetini kaybettiği taktirde bu onu maddeleşmeye ve objektif çizginin dışında bir doğru yanlış ayırt edimine götürür. İnsan ne ile yaşar ki doğru ve yanlışı seçsin. Araştır, bul, insan, ne kadar yaşlı olsan da zihnen yeni doğmuş kadar gençsin…
Sefa ŞENGÜL
6 yorum:
guzel bi tespit yazısı olmus ve bu tespit guzel bi hikayeyle pekistirilmiş.hikayeyi gercekten cok begendim.arkadasımın yaptıgı tespitler cok dogru guzel olandan dogru olandan uzaklastırıldık belli bi dönem ama Allahın izniyle uyandık ve gene dogru olana yöneldik milletce arada cırtlak sesler cıksada insallah yakında hakettigimiz sekilde yönetilecegiz
Arkadaşımıza yazısı dolayısıyla teşekkür ederim.
Yazı başından sonuna kadar;'genel' ve kapalı bir anlatımı destekleyen ifadelerle göze çarpıyor. Fikirlerin açık anlatımlarla somuta büründürülmesi konusu,fikrimce,gereklidir.
Doğrular/yanlışlar/hatalar kimin hangi tanımı yaptığıyla ilgilidir! doğru! Fakat,bazı olaylar;ve bu olayları tanımlama şekilleri vardır ki;bunlar kişiden kişiye göre soru işaretleriyle anlatılmamalıdır.
Bugün 'sorun' olarak görülen olayları sadece dini yaklaşımlarla açıklamak; ve çözüm olarak,çare aramadan "tevekkül" mertebesine gelmek;fayda sağlamayacaktır.
Sorunlara bakış açımızda büyük resmi görmemiz çok daha faydalı sonuçlar verecektir.
Arkadaşımızın üstü kapalı bahsettiği "dine yönelik" değiştirme çabalarının;ne olduğunun ve bunların aslında "kültürel" değişim politikalarının bir parçası olup olmadığının sorularına belki başka yazılarda cevap bulabiliriz..
Bence biraz kapalı anlatım yazının kişiliğini oluşturmuş. Cümleler çok güzel. İçerikle ilgili, evet belki birazcık daha detaylandırılabilirdi ama bu yazarın takdiridir. Bence güzel bi deneme olmuş, tebrik ederim.
yazı biraz kafası basan herkesin anlayacağı bir yazı herşey açık kültürümüz yozlaşmış atalarımıza bakmamız lazım şimdiki devletimizden 32 kat daha büyük olan cihan devleti osmanlı!teşekkür safa
Fazla gürültü çıkarmadan ufak ufak her yere laf konulmuş tabiri caizse ama çok kapalı bir anlatım tamamen varsayımlarla yapıyorum bu yorumu üzerine az çok fikirlerini bildiğim için yazar arkadaşımızın. Tabi 3-5 kez okuduktan sonra anlayabildim orası ayrı mesela. Sefa'dan daha çok yazı ve yorum bekliyoruz blogumuz için.
yazının kapalı olması biraz etliye ve sütlüye dokunmamak için mi yoksa anlatımdan mı pek anlayamadım...belki yaptığımız yorumlara o da bir yorum ekleyerek açıklayacak. bunun dışında yaşadığımız sıkıntıları yalnız dini yaklaşımlarla açıklamak bize sadece zarar getirecektir ne yazık ki...buna dikkat etmeliyiz bence...yazısı için sefa'ya teşekkürler...
Yorum Gönder