17 Nisan 2007 Salı

Gündem Yazısı-1


İstanbul boğazında gün batımı ile birlikte;kararan gökyüzü,yaşlanmış fakat mücevherane yıldızlar pahalı bir tablonun ayrılmaz parçalarını oluşturuyor her zaman. Sis mavisi gökyüzünün lacivertleşen siması;samimi bir selam gibi şakırdıyor kulaklarımızda.


Ne güzel İstanbul,bu akşam saatinde. Ve yıldızlar ne kadar parlak,deniz yakamoza boğulmuş… Pahalı bir keyif içerisindeyim. Ama olsun. Bakışlarımla yarattığım dışsallığı, nasıl olsa vergilerle ödüyorum!


Aslında içimden gelse ‘bir takım’ medyanın gazetelerinde yazan köşe yazarları gibi yazıma devam edebilirdim! Yani umursamaz tavırlı,şarap isimleriyle süslü,olanlardan ötürü güçlüye ön ilikleyen,ezilene küfürler savuran yazılar!.. Fakat hayır! ‘Bir ses’ var ki;bu günleri çok iyi anlamamızı öğütlüyor. O ses milyonlarca kişiye sesleniyor;ve ben duyuyorum bugün!


İstanbul’un o güzel renk renk akşamında aklımda yine Türkiye gündemi var. Yapılan/ortaya atılan siyasetlerin ‘kör gözüne parmak’ haline geldiği bir ortamdayız. Gündem çok ama çok yoğun: cumhurbaşkanlığı seçimi,genel seçimler,367,yükselen enflasyon,düşen kdv gelirleri,5 yıldır artmayan fakat son yılda artan kamu harcamaları,Barzani,Kerkük’ün durumu,abd,Irak,İran,savaş,kan,çoluk çocuk…. Buradan bazı maddeleri değerlendirelim.


Kerkük

Türkiye’de Hrant Dink suikastından sonra bazı taşlar yerinden oynadı diyebiliriz. İç ve dış gündemde saptırılan/unutturulan tüm meseleler,bugünlerde yeniden ayyuka çıkıyor.


O günlerde yoğun şekilde su yüzüne çıkan ve suikast ile hasır altı edilen;Kerkük üzerindeki ‘kimi’ tehlikeli politikalara dikkat çekmekte fayda var.


Bugünlerde Barzani’nin cüretkar açıklamalarının bir sonraki durağı Kerkük’le ilgili meseleye kayacaktır,bu çok açık! Bakın,Barzani bu küstah ve densiz kabadayılıklarını yaparak,Türkiye’nin Kerkük için atması muhtemel adımların önünü kesmeye çalışmaktadır.


Şöyle ki;bölgede yapılacak halk oylaması öncesinde,demografik yapı üzerindeki değişikliklere ve uygulanan yıldırıcı politikalara(Türkmenleri göçe zorlayan tahrikler,kıyımlar,patlayan bombalar,istikrarsız bir yaşam,korku unsuru yaratan satılık peşmergeler!) Türkiye tepki gösterecektir. Bu tepkiyi yakın zamanda ‘alenen’ göreceğiz. (Basiretli bir dış politika ve olgun diplomasi yürütebilirsek!..)


Herhangi bir tepki veya uyarı karşısında bölgedeki peşmergeler tarafından “bakın bize müdahale ediyorlar” denmesi;ve dünya kamuoyu önünde Türkiye’nin haksız/oyun bozan/zararlı bir devlet gibi görüleceği olasıdır! Barzani’ye emredilen bu ortamı sağlamasıdır! Kahin olmaya gerek yok!


Barzani’nin açıklamalarına dönelim tekrar. ABD saplandığı bataklıktan çıkamaması bir yana bölgede kontrolü elden bırakmamaya gayret gösteriyor. Bu –hadsiz- açıklamalara getirilecek izah budur. Özellikle zengin petrol yataklarına sahip Kerkük’ün Kürt kontrolüne girmesini,Barzani’den daha çok Abd istemektedir. Bu gerçeği artık ilkokul çağındakiler bile biliyor! O zaman neden tekrar ediyorum bunları,sebebini açıklayayım:


Amerika Irak’a girerken maket üzerinde yaptığı planların tutmayacağını düşünmemişti. Zaten çok fazla düşünmesine gerek yoktu! Emperyal bir güç olması,üzerinde düşünülen/mantıklı/insani kararlar vermesinin önüne geçen başlı başına bir neden! Burada ABD’nin savaşa giriş nedeni;değerli doğal kaynakları ele geçirmekti. Bunun nedeni ise parasal olarak güç kaybına uğramaya başlamasıydı. Yani doların hızla değer kaybeden bir para halini alması! Savaştan önce Saddam hazinesindeki dolar rezervlerini euroya dönüştürme kararı almıştı. Bu da ABD’nin petrol için daha fazla para ödeyeceği anlamına geliyordu. ABD’nin savaşa girmeden önce içine düştüğü dar boğaz,euro-dolar savaşını kaybedeceğini düşünmesi,Afganistan operasyonları ile başlayan ‘kanlı tarih yazımını’ günümüze taşımıştır. Bu söylediğim sebep,amerikan emperyalizminin,savaşa duyduğu ihtiyacı açıklayan;tüm dünyadaki teknik açıklamasıdır. Savaş euro-dolar savaşıdır diyebiliriz.


Bu euro-dolar savaşının ölenleri,katledilenleri ise masum halklar! Masum halklar üzerinde patlatılan bombaların savaşı! Irak sokaklarında,Filistin caddelerinde dolaşan ve tek suçları ‘bu toprakların’ insanları olmak olan zavallı halklar nereden bilsin doları,euroyu,tahvili, senedi! Nereden bilsin IMF’nin,Birleşmiş Milletlerin -aslında- dünyanın güç odaklarına hizmet ettiklerini!


Ve hala okullarımızda öğreniyoruz IMF şudur,Birleşmiş Milletler budur diye! Barışı sağlamak etiket adı olan BM,ekonomilere yardım/dış kaynaklı finansman için kurulan IMF çağımızın modern katil sürüleşmeleridir! Bunları çok iyi bilmemiz gerekiyor.


Bu ahlak dışı savaşlar serisinin bedelini masum halklar ödemektedir. Bunun dışında ölmeyip de sağ kalanlara başka bir silahla yaklaşılıyor. ‘Ayrıştırma’ politikaları! Bu silah ise çok daha tehlikeli. Çünkü kurşun,sıkılan kişiyi öldürürken;karşıtlıklar öne sürülerek birbiriden ayrılan toplumlar yüzlerce yıl savaşa girişiyorlar! Yüz yıllar boyu bir arada,iç içe yaşayan toplumlar ‘ayrılıkçı ideolojiler’ ile zehirleniyorlar. En tehlikeli silah,bu coğrafyalara özgü olmayan bu tehlikeli virüsler! Ayrımlar! Sınırımızdaki ayrıştırmalara bakalım: Şii-sünni gibi mezhep ayrımını,Türkmen-Kürt-Arap üçlemesiyle milliyetçi ayrılıklar perçinliyor.


Öyle ki,bugün Kerkük’teki Türkmenler arasında dahi bu planlar işlemeye başladı. Şii Türkmenler ile Sünni Türkmenler arasında çeşitli fikir ayrılıkları mevcut. -Bunu tetikleyen oyunlar ise ABD’nin uzmanlık alanına giriyor!- Bunun dışında Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi (ITC),Erbil’de Türkmen Demokrasi Hareketi (TDH) ayrı kamplara bölünmüş haldeler. Erbil’de yaşayan Türkmenler Kürtlerle işbirliği halindeler. Diğer Türkmenlere göre daha rahat içinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Bölgelerinde yaşanan ‘geçici’ istikrarın bozulmasını istemeyen Erbilli Türkmenler Kerkük ile anlaşmazlığa düşüyor. Bu durum Kerkük’te sıkıntı yaratıyor. Erbil’deki Türkmenler ise ITC’yi Araplarla işbirliği içerisinde olmakla suçluyorlar. Yani kamplaşmaların başladığı ortada. Bu durum en çok kimin işine yarar peki? Tabii ki Kürtlerin ve aslan payına sahip ABD’nin!...

(Kerkük’teki siyasi ve sosyal yapıya ayrıca değinmek gerekiyor,buradaki bilgilerin fazlası kafa karıştırmaktan öteye gitmeyecek sanırım! Durum gerçekten karışık.)


Irak-İran

Bir diğer açılımla İran konusunda bir şeyler söylemek yerinde olacak. Geçtiğimiz günlerde televizyonlarda ve gazetelerde ABD’nin Bağdat’ı siyasi olarak parçalara ayıracağı yazıldı-çizildi. ‘Böl-parçala-yönet’ teorisiyle buradaki yönetimin kolaylaştırılacağı bir sistem ‘getirilecekmiş’! Bir nevi Getto mahalleri ile giriş çıkışı kolaylaştırmak,istikrarı sağlamak gibi yüzlerce safsata düşüncenin ürünü bir yönetim anlayışı!


Bu ayrımcı hayat modeli ile neler hesaplanıyor? Bunu anlatan bir haber yapılmadı maalesef! İnsanları/mahalleri/toplulukları bölmek,sistemli bir kültürsüzleştirme politikasıdır! Sosyalleşmeyi,karışmayı engellemektir. Selam alıp vermenin,tanışmanın,paylaşmanın önünü kesmektir. Bu yapılanlar Tanrı’nın insan ruhuna üflediği ‘nefes’in alınmasına verilen çabadır! ABD Irak’ta bu ve benzeri uygulamaları ile Allah’a şirk koşmaktadır! Bir çiftçinin tarlasına ekin ekmesi ve o hasadı dört gözle beklerken birinin bir dozerle o tarlaya girmesi gibi! Acımasız,gaddarca,barbarca düşünülmüş bir plan! Özgürlük yok! Nefes yok! Yaşamak –zaten- bir çoğuna yok!..


Peki bunlar yaşanırken Afganistan’da sürten,ABD’nin döktüğü pisliği kovalayan Birleşmiş Milletler nerede! Hadi çıkın ortaya. “Olmaz kardeşim!” diyiverin. Durdurun bu ayrıştırmayı!


Görülüyor ki din,mezhep,milliyet ayrıştırmaları kesmedi ABD’yi! Şimdi de mahalle mahalle ayırmaya kalkıyor! Saçma,çocuk oyuncağı siyasete bakın! Birleşmiş Milletler bu noktada neden ortaya çıkmaz! Kemal Sunal’ın bir filmi vardı hani! Bir eşek vardı miras kalan; karnında altın var diye peşinden ayrılmıyorlardı. Ne zaman hacetini görse eşek,yanındaki üçkağıtçılar eşeğin makatında leğen ile dolaşıyorlardı!... Bugün BM bu ‘eşeğin’ peşinde leğenle dolaşmaktadır! Önce Afganistan’da,sonra Lübnan’da.(Lübnan’da bulunma sebebi İsrail’di. Tabii eşek bir değil!...) Irak’a gelmesi için ABD’nin İran’a girmesi mi gerekiyor acaba!... Galiba öyle!


Devam edelim.


Bağdat için düşünülen bu sistem,beraberinde türlü gereksinimleri getiriyor. Asker sayısının arttırılması gibi. Medya haberlerinde ‘Bölgeye tam kırk tugay asker gönderilmesi planlanıyor’ gibi notlar düşülüyor. Ayrıca –can alıcı nokta- bu tugayların bir kısmının Irak-İran sınırına gönderileceği haberi geçiliyor! Medyamız sorgulamıyor tabi,neden buraya asker yığıldığını!


Bugün ABD’nin Irak sonrası İran müdahaleleri konuşulurken,bu askeri yığılmaların tek nedeni,konum almaktır! Yani herhangi bir ‘müdahale öncesi’ yapılan hazırlıklar!


İran’la ilgili önemli bir ayrıntı daha var. İran birkaç hafta önce,mevcut dolar rezervlerini euroya çevireceğini açıkladı! Senaryo ne kadar tanıdık geliyor öyle değil mi?


Bu hamleleri iyi görürsek gelecekte olacaklara şaşırmayacağız.


Avrupa birliği

Yazıya başlarken Hrant Dink suikastı ertesi gelişmelerden bahsetmiştim. O günlerde bu cinayetin kimi çevrelere müthiş ayrıcalıklar sağlayacağını belirtmiştim “Beyaz” adlı yazımda.


Ve bugünkü tablo! Avrupa birliği,Almanya önderliğinde “ırkçılık ve yabancı düşmanlığının yasaklanması”na ilişkin bir tasarı üzerinde çalışıyor! Peki bunun anlamı nedir? Şöyle,bu tasarı Avrupa birliği ülkeleri tarafından kabul edilirse,herhangi bir ülkenin herhangi bir mahkemesi;ırkçılık ve soykırım konularında istediği gibi karar verebilecektir. Söz gelimi,herhangi bir AB üyesi ülkede;Fransa parlamentosunda kabul edilen ‘-sözde- ermeni soykırımını reddedenler hakkında cezai işlem yapılır’ tarzı bir karar alınabilir. Bu tüm AB üyelerini bağlayıcı olacaktır!


Avrupa birliği’nin rengarenk gösterilen,albenili,olmazsa olmaz tablosu acı mizansene dönüşmeye başlamıştır! 27 AB üyesi ülkenin sınırları dahilinde ‘yalan’a yalan demek suç hale gelecektir!


Tabloyu biraz daha zorlaştıralım: Türkiye AB üyesi oldu diyelim! Ve halkımız sokağa çıktı “böyle bir soykırım yoktur!” dedi… Ne olacak! 72 milyon kişiyi 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla mı cezalandıracaksınız!


Eğer Avrupa Birliği rüyasından bir an önce silkelenerek uyanmazsak geleceğimize ‘bağımlılık’ şerhini düşeceğiz!..


Üyelik için öne sürülen Kopenhag siyasi kriterleri ile Maastrih ekonomik kriterlerinin dışında birkaç yıla kadar ‘Ermeni diasporası kriterleri’ ile karşı karşıya kalacağız!...

AB,BM,IMF… Görüldüğü gibi hepsi aynı elden çıkan;siyasi,ekonomik,kültürel ‘sömürü kaleleri…


‘Aktif Dış Politika’ yolunda engeller


Hrant Dink cinayetinin basit bir ‘galeyan’ cinayeti olmadığını biliyorduk. Bu tür cinayetlerle ellerini güçlendirenler,bugün eteklerindeki taşları önümüze dökmeye başladılar. Çok ciddi bir siyasi duruş sahibi olmamız gerekiyor. Aylar önce MİT Başkanı Emre Taner’in ‘aktif dış politikaya’ geçiş demecini vermesiyle başlayan sürece bugün ‘ordu’ da destek çıkmıştır. Fakat şunu söylemekte fayda var. MİT başkanının ‘aktif dış politika’ çıkışının ardından Hrant Dink öldürülmüştür!


Bundan sonraki süreç ‘hain’ pusulara,gündem saptırmalara,ekonomik darboğazlara gebe bir süreç olabilir… Gelişmeleri dikkatle izleyelim. Bu ülkede 90’lı yıllardan başlayarak;ne zaman Türkiye ‘askeri/siyasal’ konumuyla söz sahibi olmak istese bombalar patlamıştır. Eşref Bitlis,Uğur Mumcu,Bahriye Üçok düzmece örgütler tarafından öldürülmüşlerdir! Bununla beraber ekonomik krizler yaratılarak halkımızın –insanca- yaşama standardı fena halde kötüleştirilmiştir! Bütün bunlar olurken,plazalarında koltuklarına daha geniş yayılan beyler servetlerine servet katmış, ‘mevkilerini’ Everest’e kondurmuşlardır!..



İstanbul sisli maviler içerisinde ve çoktan akşam oldu… Dışsallık yayan bakışlarımı indiriyorum İstanbul’dan aşağıya! İstanbul yaşlı… Buz rengi bilgeliliği ile bakıyor şimdi ve sıkıntılı: Yüzyıllardır aynı filmi izlemek canını sıkmış olsa gerek!..


Yusuf Gürer

2 yorum:

M. Akif Memmi dedi ki...

Evet tam dış politika derken birde malatya olayı ortaya çıktı... bu konuda aynı hrant dink olayında olduğu gibi içişleri bakanlığında problem olduğunu düşünüyorum herkes sorumluluğunu yerine getirmelidir..Kerkük konusu ciddi bir şekilde tartışılırken bu olayın meydana gelmesi manidardır. Gerek İran olsun gerek AB olsun gerek Kerkük olsun çok düşünüp az hareket etmeliyiz sıkıntılı dönemler bizi bekleyebilir ayrıca çabuk gaza gelmemeli akl-ı selim olmalıyız millet olarak... Yusuf'un önemli konular hakkındaki yorumuna bende Malatya olayını ekleyerek bir haşiye yazmak istedim...değerlendirmeler için teşekkürler...

ayşegül dedi ki...

Söylenenlere genel olarak katılsam da çok iddialı bir yazı olduğunu düşünüyorum, özellikle Amerika ve Birleşmiş Milletlerle ilgili yorumlarda. Ancak şu da bir gerçek ki insani değerlerin çoktan geri planda kaldığı, her şeyin para ile ölçüldüğü bu siyasetlerde insan kendini zor tutuyor, özellikle "insan" olduğu için.