Siyasi Gündem
Türkiye bugünlerde geleceğini belirleyecek iki seçimin arifesinde bildiğiniz gibi. Yakın olan ise Cumhurbaşkanlığı seçimi yani devletin bir numaralı plakası için. AKP adayını 18 Nisan’da açıklayacak ki olağanüstü bir durum olmazsa 18 Nisan’da açıklanacak aday yaklaşık bir ay sonra Çankaya Köşkü’ne çıkacak. Bu olaya özellikle belli bir kesimden büyük tepki var, doğrudur herkesin desteklediği istediği bir Cumhurbaşkanı adayı olabilir, ama bunu bir rejim tehlikesi ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasasına aykırı bir durummuş gibi gösterip hatta Genelkurmay Başkanın yaptığı açıklamayı beğenmeyip yeni bir ordu kurulsun diyen darbe beklentisi içerisinde olan bir zihniyet var. Tabii kimse kimsenin belirlediği ya da kendi görüşünden uzak bir adayı desteklemek zorunda değil. Ama buna gösterilecek tepki hakaret veya demokratik olmayan milletin iradesine ters şeyler olmamalıdır. Mesela dün, her ne kadar düzenleyen derneğin başkanının daha yeni gerekleştirilememiş darbe planları çıksa ve yine izinsiz konuşmalar yapılsa da, düzenlenen bir miting sayesinde tepkili olanlar demokratik bir biçimde Cumhurbaşkanlığı konusunda tavrını ortaya koydu. Ama bu mitingin ne kadar amacına ulaşıp ulaşmayacağını üç gün sonra açıklanacak adayın ismiyle birlikte öğreneceğiz. Peki eğer AKP Cumhurbaşkanlığı için şuan ki başbakanı yani Tayyip Erdoğan’ı ya da B.Arınç’ı gösterirse ne olur? Bence nasıl hemen hemen herkes T.Erdoğan’ın başbakanlığına alıştıysa, cumhurbaşkanlığına da alışmaları da çok sürmez zaten eğer halkın büyük bölümünü sıkıntıya sokacak bir durum olursa bunun gene en güzel cevabını halk yine demokratik bir biçimde Kasım’da yapılacak genel seçimlerde verecektir. Bu yüzden halkın iradesi dışında ki herhangi eylemlere yönelinmemelidir. Milletimiz nasıl 28 Şubat döneminin ve daha sonra ki ekonomik krizin cezasını o günkü temsilcilerine verdiyse şimdide yine aynı duyarlılığı gösterecektir.
Cumhurbaşkanlığı seçimine bir başka açıdan bakarsak bugün özellikle CHP ve DSP liderleri T.Erdoğan’ın köşke çıkamayacağını hiçbir hukuki gerekçeye dayandırmadan ifade ediyorlar sık sık. Buradaki asıl amaçları ise Erdoğan’ın tabiri caizse Kasımpaşalı kabadayılık damarına basıp işi inada bindirip Erdoğan’ın köşke çıkmasını sağlamaktır. Bu şekilde AKP’nin oylarının Erdoğan’ın ardından azalacağını hesap ediyorlar. Yabana atılacak bir taktik değil çünkü Erdoğan’ın kişisel karizmasının AKP’nin hem birlik bütünlüğüne hem de oy olarak katkı yaptığı yadsınamaz. Burada şunu da söylemek istiyorum sonuçta şuan ipler Erdoğan’ın elinde ve isterse rahatlıkla köşke çıkabilir, kolayca reddedilecek bir şey değil elinize Türkiye’nin bir numaralı koltuğuna oturma imkanı geçmiş. Ama Erdoğan eğer –gaza gelmeyip- köşke aday olmayıp kendi yakın dava arkadaşlarından B.Arınç’ı ya da A.Gül’ü köşke aday gösterir ve kendisi partisinin başında kalırsa AKP oy kazanacaktır. Bu çıkarımı nasıl yaptın diye sorabilirsiniz ama şuana kadar hiçbir lider köşk seçeneğini elinin tersiyle itmemiştir ve Cumhurbaşkanı olmamış bir Erdoğan Kasım’daki seçimde ben koltuk sevdalısı değilim size hizmet için köşke çıkmadım diyecektir. Hem Köşke çıkmamakla daha çok insanın sempatisini kazanacak hem de yine kendi çizgisindeki daha az yıpranmış güvenebileceği bir arkadaşını köşke çıkararak AKP’nin asıl tabanı olan muhafazakâr çevreyi de küstürmemiş olacaktır.
Aslında bugün tartışmamız gereken konu cumhurbaşkanının kim olacağı çokta önemli değil çünkü sonuçta bu ülkede darbe yapanlar bile cumhurbaşkanı olmuştur, asıl önemli olan cumhurbaşkanın padişahvari yetkileridir. Hiç bir sorumluluğu olmadan bu kadar yetkinin bir koltukta olması aslında tartışılmalıdır. Demokrasiye, halkın iradesine aykırı olan bu yetkiler azaltılmalı ya da hepten kaldırılmalıdır. Eğer bu düzenlemeler yapılırsa o zaman cumhurbaşkanlığı için herhangi bir tartışma ya da bundan önceki bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi gerilim yaşanmayacaktır. Şuan ki tartışmanın en büyük sebebi de budur. Ortadaki pastanın büyüklüğü ve pastanın başına kendilerine benzemeyen biri çıkacağı korkusu yüzünden bugün birileri gereğinden fazla tepki göstermekte ve sanki Kurtuluş Savaşındaymışız gibi bir hava yaratılmaya çalışılmaktadır.
Sözün özü, Cumhurbaşkanı kim olursa olsun vatanımıza ve milletimize hayırlı ülkemize yeni ufuklar kazandıracak, yeni kapılar açacak biri olur inşallah.
M. Akif Memmi
5 yorum:
Siyasetin determinist yapısından uzak kalmak koşuluyla şunu görmemiz lazım. T.Erdoğan bir eşkilde cumhurbaşkanlığı seçimini algısal düzlemde "dindar" birisinin cumhurbaşkanı olamamsı noktasına getrerek- ki şüphesiz bunda meclis içi ve meclis dışı muhalefetinde ekmeğine yağ sürmesi söz konusudur- çok büyük bir siyasi ve sosyolojik hamle yapmıştır. İnsanlar artık kimin cumhurbaşkanı olacağından ziyade kimin olmayacağını sorgular oldular. Bu sosyolojik olarak incelendiğinde tarların kendilerini birbirleri üzerinden tanımlamasını doğuracaktır şüphesiz.
En sığ ve en naif şekliyle şunu söylemek istiyorum... Bu kasım ayında olamsı muhtemel genel seçimde kimse iktidara veya muhalefete "siz mecliste ne yaptını?" diye hesap sormayacak. Sadece olay kuru sembolizm ve sığ tartışmalar dan, kimin dindar olup olamdığı, kimin laik olup olmadığı gibi manasız tartışmalra gidecektir. HİÇBİR ŞEY " BEN BUYUM" denilerek olmuyor. SİYASET NAMINA MASALLAR VE HİKAYELERİ DİNLEMEYE...tv KANLLARINDA GECE SABAHLARA KADAR KİMİN DAHA LAİK KİMİN DAHA DİNDAR OLUP OLMADIĞININ TARTIŞILDIĞI PROGRAMLAR İZLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ. sAHİ BU ÜLKEDE HALA KAÇ KİŞİ EVİNE EKMEK GÖTÜREMİYOR? SAHİ EN ZENGİNİMİZ İLE EN FAKİRİMİZ ARASINDA KAÇ KAT FARK VAR?
bugun kim cumhurbaskanlıgı secimiyle ilgili olumsuz görüs bildiriyorsa bilinki 80 yıllık duzende kendine fayda saglamıs bundan sonrada saglamak isteginde olan kan emicilerdir fakat suanda kendileri,kendi menfaatleri dogrultusunda bi cok yetkiyle donattıkları kurum seciminde dezavantajlı durumdalar ve bunca zaman sonra böyle bişey yasamayı sindiremiyorlar.
Akp yi hep dindar kesimin oyunu sömürmekle suclayanlar aslında bundan önce hep kendi secmenlerini irtica yalanıyla sömürmedimi bugun gene aynı oyunu oynayarak irtica yalanları rejim elden gidiyor yalanlarıyla insanları ankarada mitingde toplamadılarmı
(o insanlarında ne kadar ot olduklarını anlamıyorum ya neyse:D) artık bu isin sonuna gelindi ve yarın inanıyorumki acıklanacak cumhurbaskanı adayıyla yani 1 ay sonraki c.baskanıyla birlikte türkiye özal dönemindeki gibi bi ayaklanma yasayacak nerdenmi biliyorum yeni cıkacak c.baskanı simdiki gibi ankarada kısılıp kalmayacak akktif bir rol oynayacakmıs(tayyip söledi gecen gun) hemde hukumetle uyumlu olacagını dusunursek guzel gunler yakındır diye dusunuyorum
cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları aslında olması gerekenden daha erken bir sürede başladı ki bu tartışmaların 2006 yılının başında başlamasını ben ekonomik sıkıntılar içinde yaşıyan halka ve bir yandan da dış politika da önemli sorunlar yaşa yan devletimize karşı yapılmış büyük bir haksızlık olarak nitelendiriyorum.Hiç kuşkusuz ki cumhurbaşkanı gerek geniş yetki sahibi olması gerekse devletimizi dışta temsil eden en önemli isim olması nedeniyle bu önemli kurumun başına geçecek isim konusunda da ince elenip sık dokunması gerekmektedir.Bugün ülkemizde Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklaması çervesinde gerçekleşen bu tartışmalara ben laiklik çecevesinde değerlendirmek istemiyorum.Bununla birlikte laikliğin de ülkemizde yer yer çok katı bir şekilde uygulandığını da belirtmek istiyorum.Ben bu tartışmalara ülkemizin bağımsızlığı ve birlik bütünlüğü çercevesinde değerlendirmek istiyorum.ABD'nin uyguladığı politika kapsamında yeşil hat teorisi ortaya çıkarılmış ve bu teori içinde AKP de desteklenmiştir.Bugün Arap devletlerine baktığımızda iç politika da kendi liderlerinin istediği politikalar genel itibarıyla gerçekleşirken dış politika ve milli meseleler batı'nın çıkarları doğrultusunda oluşturulmaktadır.Arap devletlerinin petrollerinin tamamen ABD kontrolünde olması da bu politikaların sonuçlarıdır.Bugün Yeşil hat teorisi çecevesinde desteklenen AKP'nin petrol yasası ile devletin petrolde payının yüzde iki ye düşürülmesi-bu oran liberal diye nitelenen AB ülkelerde daha yüksektir-ve milli meselelerde beklenen reaksiyonları gösterememesi bu noktada bana ABD Arap devletleri ilişkisini getirmektedir.Yani Tayyip Erdoğan kafasındaki sistemi getirme olanağı bulurken bu toplumun ulus devletin varlığını ve bağımsızlığını batı çıkarları çerçevesinde tekrar şekillendirmekten çekinmeyecektir.Bu noktada bir çok uzmanın belirttiği gibi Türk dış politikasının hızlı bir şekilde Ortadoğu eksenli duruma gelmesinin üzerinde de düşünülmelidir.
Akif dostumun yazısını okudum. Şu noktadaki tespit gerçekten çok güzel: Mevcut durumda,Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığına muhalefette bulunan partilerin/kişilerin 'somut' bir neden ortaya sürememeleri...
Bu noktada 'somut' bazı nedenlere ben girmeyeceğim. İsteyen gerçekten rahatlıkla bu nedenlere ulaşabilir.
Fakat şunu söyleyebiliriz: Bugün hem Erdoğan hem Baykal aynı taraftalar! Aynı güç odaklarına hizmet etmekteler! Bu tespiti yapmak zor değil,bilakis,gerçekten yüzümüze sırıtan bir gerçek!
Eğer öyle olmasaydı,böyle kreş sataşmaları ile değil de üslubu düzgün/bilgi-belgeye dayanan/bir çok kesimce saygı duyulacak muhalefetler yapılırdı!
"Biz,bölgemizde,Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi'nin eş başkanıyız!" diye bir açıklama,somut bir neden olarak kullanılamıyorsa;bilin ki bu işte bir iş var!...
Akif,yazınla güzel bir durum değerlendirmesi yaptığını düşünüyorum. Bununla beraber neyin iyi olacağı gerçekten muamma! Ekonomik göstergelerin kötüye olan eğimi ve bu günlerin istikrarsızlığı umarız ki;kazasız belasız atlatılır!
Yorum Gönder