Merdiven
Her ne kadar ekonomik ya da siyasi bağımsızlık diye çalışsak da ne yazık ki çoktan tartışmalarını bitirmiş olmamız gereken konular bizi alıp başka yerlere götürüyor. Üstelik henüz farkında olmadığımız bir kutuplaşmada başlamış durumda. Bu ülkeye en çok zarar veren anlayışın “sen-ben” anlayışı olduğunu unutmamak lazım. Bazen birbirimizi sevmesek de “biz” anlayışı yıkılmamalı. Bu azalmaya başlayan “biz” anlayışı içinde şu birkaç günde yaşadığımız olayları değerlendirelim.
Konuları bağlamak amacıyla biraz yakın geçmişe dönelim. 28 Şubat süreci olarak anılan döneme. Biz o zamanlar pek farkına varmasak da yapılan MGK toplantısı bir darbe idi. Şekli şemali değişik olsa da. Hatırlarsınız ki hükümette refah-yol hükümeti bulunmaktaydı. Yani Erbakan’ın başbakan olduğu hükümet. Erbakan ile şu an ki hükümet arasındaki organik ve manevi bağı kurmak pek zor olmasa gerek. –arada ciddi farklar olduğunu yadsımamakla beraber bazı ama kritik konular hakkında ortak görüşlere sahipler-.
O dönemde Erbakan’ın yaptığı konuşmalar hala gündemdedir. –sağ olsun Bülent Arınç zat-ı muhterem’in eksikliğini yaşatmıyor.- milli eğitim bakanlığına bağlı bir okulu arka bahçesi ilan etmesi veya kanlı mı kansız mı olacak demesi haliyle “biz” içindeki aynı görüşte olmayan insanları rahatsız etmişti. Tabii bu noktaya gelinmesinde sadece Erbakan’ın değil aynı zamanda kurmaylarından Erdoğan’ın –ki şu anda tartışmaların içinde olan kişi-; Bülent Arınç’ın –aynı söylem çizgisinde devam etmektedir ne yazık ki!- ve diğer bakan ve milletvekillerinin yaptıkları açıklamalar, çıkışların da katkısı büyüktür. “orta yol” yani eşitlik ve haddini bilme çizgisinin hükümetteki bazı kişiler için kaybolduğu günlerde asker de var olduğunu yani buna bir dur diyeceğini kapalı ama etkili bir şekilde göstermiştir. İşte bu noktada merdiven paradoksu yaşanmaya başlanmıştır. 28 Şubat arkasında yaşanan olaylar daha doğrusu “biz” içinde yer alan ama rahatsız olan kesimin tavrı sıkıntıları gidermektense tırmandırmaya sebep olmuştur. “başı kapalı” olan veya sadece dini vazifelerini yerine getirmeye çalışan insanlara yapılan davranışlar şu an da yaşanan kutuplaşmanın temellerini oluşturdu. Gördüğünüz gibi iki kesim de merdiven nereye dayanmakta diye düşünmektense bir üst basamakta ben olayım diye düşünmekteler. Neden bilinmez?
Bir ara dönemden sonra tepki oyları ile –bence burada kaçan bir nokta var. Sağ görüşte yer alan insanlar oylarını AKP’ye atarak tepkilerini göstermişlerdir. Ancak sol görüşte olan insanlar oy atmayarak tepkilerini gösterdiler. Ancak CHP bunun farkında değil _hoş birçok şeyin farkında değil ya_ bundan dolayı ana muhalefet partisi olmayı başarı saymıştır.- tek başına hükmet kuran AKP 28 Şubat sonrası kendisinin yani tabanın çektiği sıkıntılardan dolayı gene tabanını mazeret göstererek rövanşını almaya çalışmıştır. Anlıyoruz ki yapılan siyasetler veya demokrasiye yapılan engellemeler ülkedeki sıkıntıları gidermektense baştaki kesimin kendi görüşlerini yani egolarını tatmin etmeye yöneliktir. İşte acı veren noktada burası.
Yalnız AKP’yi Refah partisinden ayrı tutmak lazım bu noktada. Sebebi ise Bülent Arınç hariç yapılan bütün açıklamalar gayet makul görünen ve hatta yumuşak diyebileceğimiz tarzda. Hatta işgüzar insanların yaptıkları bazı açıklamalar parti genel merkezi tarafından hoş karşılanmamakta veya kınanmakta. Tabii burada AKP tepe yöneticilerinin bütün yaşadıklarını unuttuklarını ya da sineye çektiklerini düşünmemek lazım. Bunun imkânsızlığını hepimiz biliyoruz. Biraz daha sessiz ve daha “makul” bir yol olmasına çalışıyorlar.
Peki, ana muhalefet partimiz ne yaptı şu günlerde. Bence Deniz Baykal’ın herhangi bir şekilde Erdoğan’ın başbakanlığına eleştiri yapma hakkı yok. Neden derseniz; Erdoğan’ın seçilmesine izin veren yasaya CHP genel olarak kabul oyu verdi. Burada Deniz Baykal’ın etkisini rahatlıkla görebilirsiniz. Sebepleri neydi? Erdoğan’ı başbakan yaparak onu yıpratmak. İktidar olmak gibi bir amacı olmayan bir parti başkanından ona göre “mantıklı” bir karar. “mantıklı” ve gayet basit bir strateji. Aynı Baykal Erdoğan’ın aday olmasını engellediğini söyleyip gurur duyarak vizyonunu gösteriyor. Son bir gün önce katılma kararı aldıkları mitingi de sahiplenmeye çalışmaları da bizler için güzel bir örnek oldu.
AKP’nin tek başına hükümet olması acaba devletin en önemli üç mevkiine sahip olması hakkını veriyor mu? Bence vermiyor. Her zaman için farklı görüşte olan insanlar farklı kurumlarda olması iyidir. Böylece orta yol daha iyi bulunur. –tabii burada çok küçük _ki birçok lider ve üst düzey yönetici bunu görmüyor ya da görmek istemiyor_ ama önemli bir nokta var. Farklı düşüncede olan insanlar nereye hizmet ettiklerini unutmamalılar. Amaçları karşı tarafı düşürmek veya sindirmek değil gerçekten hatalı oldukları konularda uyarmak ve yanlış yapmalarını önlemektir. Kabul edelim ki ülkemizde a görüşünde olanda b görüşünde olanda aynı şeyi yapmakta. Yani AKP’yi kadrolaşıyor diye suçlayan partiler veya üst kurumlar biraz da kendilerine bakmaları lazım.- AKP genel olarak bürokrasiden sıkıntılı bir kurum. Bürokrasinin ağırlığından rahatsız. Ancak unutmamak lazım ki bu bürokrasi köklü bir Osmanlı ve Selçuklu geleneğinden gelmekte. –tabii Bizans’ı da unutmamak lazım.- yavaş işlemesi dış piyasalar için olumlu olmayabilir ancak bu yavaşlık ona hataları görme ve düzeltme fırsatı veriyor. Yanlış anlaşılmasın sürünen bir bürokrasiyi savunmuyorum ama devlet olayları da çok hızlı ilerlememeli.
Askerin verdiği muhtıra ise bu merdiven paradoksuna bir örnektir. Ayrıca bugün sadece bu noktada askeri suçlamamak lazım. Çünkü asker daha doğrusu darbe hayranı birçok insan içimizde yaşamakta. “ordu göreve” pankartı açan bu insanlar ordunun gerçek görevini unutmakta ve silahlı kuvvetler üzerinde bir baskı oluşturmaktadırlar. Muhtıra doğru muydu? Hayır. Rahatsızlıklar gizli bir şekilde belirtilebilinirdi. Böylelikle de bazı kişilerin ağızlarının suyu akmazdı… Bir de ordunun bu açıklamayı yapmasına destek veren yani önünü açan zat-ı şahane Bülent Arınç’ı da unutmamak lazım.
Sonuç olarak devletin üst kademesindeki insanlar aynı vücuda bağlı iki ayak olduklarını unutarak sonu hiç de iyi olmayan bir merdivene koşar adım tırmanmaktalar. Biz ise bunun farkına varıp yanlış gittiklerini duyurmamız gerek…
atakhan galip
5 yorum:
Galip güzel değerlendirmeler yapmış merdiven örneği özellikle yerine oturmuş ancak bazı şeylerin altını çizmek lazım ülkemizde maalesef üst düzey bürokraside tek görüş hakim ki son dönemde ki çatışmanında bu sebeble çıktığını düşünüyorum. yorumumu galip'in belrtiği gibi bitireceğim amaçlarımızı unutmamamız, lazım memleket menfaatini unutmamalıyız, kişisel çıkarlar makam mevkinin önemli olmadığı, herşeyin hesabının verileceğinin unutulmaması gerektir.
Sevgili Galip kardeşimin yazısına yorum yazmakta,açıkça,zorlandığımı söylemeliyim. Yazıdaki tespitlerde;parmağını bir iktidara,bir muhalefete,bir de orduya sallayarak,bir baba şefkatiyle,bu kurumları azarladığını görüyoruz. Bu sebeple ne söylemek gerekir acaba,diye düşünmekten kendimi alamadım..
Bu ironik tespiti bir kenara bırakırsak,yazının genelinde uzlaşma arayan bir toplumun istekleri dile getirilmiştir,diyebilirim. Tabii estetize edilmiş cümleler,akıl süzgecinden geçirilmiş ve yerinde kullanılmış yakın tarih tespitleriyle...
Merdiven örneğinin ise iktidar partisinin yöneticileri/karar alıcıları tarafından aynı şekilde yorumlanmadığını düşünüyorum! Galip'in merdiven örneğinde sonuç 'kaos'un çıkmasını önlemekti! Fakat iktidar Merdiven basamaklarını daha çok büyümek için ve tek başına çıkmaya çalışmıştır! Ülkede çıkacak 'kaos ortamı' iktidarı ilgilendirmemiştir!
Değerlendirmelere geneliyle katılıyorum.
Kalemine sağlık...
burada yusuf'un yorumunda bir şeyi düzeltmem gerecek. daha doğrusu kendimi daha açık anlatmaya çalışayım. merdiven örneğinde ben kontrol mekanizmasını aktarmak yerine şu an da çıkan sorunlarda iki kurumunda ciddi manada sorumlu ve suçlu olduklarını açıklamaya çalıştım. yani biri bir adım atarken hocam gel bu işi bağlayalım demektense bir adım daha atarak olaylar tırman-dırıl-mıştır...yusuf bu bağlamda bir başka yorum yapma hakkını da saklı tutabilir...
Sayın Ali Telli arkadaşımız sağolsun bloğumuzu renklendiriyor, yazılara yaptığı yorumlarda yazıdaki eksiklikleri belirtiyor ve anladığım kadarıyle Türkiye'nin siyasi olaylarıyla ilgili bilgi sahibi ondan acizane isteğim araştırmalara, bilimsel kaynaklara dayanan birkaç yazı gönderirse memnuniyetle yayınlarız selamlar...aramıza hoşgeldin
yazıyı okudum lakin Erbakan meselesi gerçekleri yansıtmayacak bir biçimde yansıtılmış. o arka bahçe meselesinde biraz daha fazla araştırma yapsan daha iyi olur. o söz 28 şubat sürecini pompalamak için çıkan iftiralar zincirinin bir halkasıdır.erbakan böyle bir sözün kamera kaydını veya kaset kaydını getirebilene tüm servetini vereceğini açıkladı.(şu meşhur kilolarca altınlar da dahil.)ve erbakanın bu sözü üzerine kimse bir kayıt gösteremedi.ha şunu da belirteyim ben öyle erbakanı seven bir adam değilim çok şükür.burada iki şık var.ya erbakanın servetini almaya kimse tenezzül etmiyor ya da bu bir iftira.takdir edersiniz ki iftira olma ihtimali daha fazla.kör ve sağır olmaya gerek yok. daha yeni buna benzer olaylar yaşandı. abdullah gülün cumhurbaşkanı adaylığı açıklandığı sırada CEHAPE'nin cumhuriyet gazetesi abdullah güle ait olmayan bir sözü ona mal etmeye çalışmıştır.(laikliğin sonu gelmiştir...tipinde bir söz)Arkadaşım lütfen refarans aldığın kaynaklar biraz bilimsel olsun.senin referansların cumhuriyet,hürriyet,milliyet gazetesi gibi gazeteler herhalde.veya da kanaltürk'ün sadık bir seyircisisin.bunlarla yola çıkarsan yolda kalırsın.benden sana tavsiye 27 mayıs 28 şubat ve 27 nisan tarihlerini iyice bir irdele.hepsinin -hem çıkan iftiralarla hem de oluşturduğu zararla- kardeş olduğunu göreceksin.ha şunu da belirteyim bu sadece erbakan meselesindeki yanlış değerlendirmeler. o bahsi geçen akp meselesine gelsem senin yazdığın yazının en az 3 katı bir yazı gerekir bunu sana anlatabilmem için.
Yorum Gönder