Gündem Yazısı-3 : Kara Senaryolar -politik kurgu-
Kuzey Irak,yakın bir tarih,gündüz saatleri
ABD’li komutan Conny Peter,yetkili Türk komutan albay Mustafa Öztürk’ün çadırına büyük bir hışımla girdi. Burnundan soluyordu. Yanında gelen Amerikalı erlere çadırın dışında kalmalarını emretti. Askerler oldukları yerde çakılı kaldılar. Bir köpek,çadır etrafında devamlı havlıyordu. Hava çöl sıcağı,dağlar aşılmaz gibi engin yükselmekte.. Ve çadır dışında bir bayrak,iki kişilik tek bir aşkın oyununu sergiliyor:kristal parlağı beyaz moru kıskandıran kırmızı…
Amerikalı albay hışımla: “ what’re you doing solder,you and your army !?..”
Mustafa Öztürk sakinliğini koruyordu,bir yandan da çayını yudumluyordu! Yerinden kalkmaksızın: “…ne oldu mister,bir sorun mu var?”.
Amerikalı öfkeli ve tedirgindi, “..siz hangi hakla,kimden emir alarak Kerkük’e girersiniz? Amerika Birleşik Devletleri bunu size ödetecek albay!...”
Mustafa albay birden bire ayağa doğruldu,yüz hatları çelik gibi gerginleşmiş,gözlerini Amerikalı albaydan ayırmaksızın konuştu: “.. biz emri TSK’dan alırız! Pentagon’dan değil solderr!.” Amerikalı çok bilmiş ve alaycı bir tavırla,sırıttı : “ başbakanınız öyle demiyor ama, ‘TSK bana bağlı,nereyi istersek oraya operasyon yapacaklar,girilecek yerleri hükümet belirler!’ dedi.”
“..sizin ne işiniz var Irak’ta,Kerkük’te.Siz kendi iç meselelerinize bakın! Hala cumhurbaşkanı seçemediniz!”…
Mustafa albay,az önceki gururlu diklenişinden biraz heyecan kaybına uğradı. Ama son sözünü söyledi: “ Türk askeri,yalnız Türk milletinin değil,tüm Mazlum Milletler’in koruyucusu ve yol göstericisidir! Biz bu topraklarda olduğumuz sürece,son askerimize kadar emri,TSK’dan alacağız!”.. Amerikalı albay,birden soğukkanlı bir gülmeye tutuldu. İçinden attığı kahkahalardan sonra,kısık sesle konuştu: “..Henüz son olacaklardan kimsenin haberi yok…”
Genelkurmay Başkanlığı,Ankara,gündüz saatleri
Genelkurmay başkanı Org.Yaşar Büyükanıt’ın,Kuzey Irak’ta yaşanan yetki karmaşasına canı sıkılmıştı! Kendi kendine konuşuyordu şimdi. –boşuna mı dedik,biz K.Irak’a kendi kararımızla girmeliyiz diye!- Kapı açıldı,askerlerden biri elinde bir zarfla odaya girdi. Selam verdikten sonra,telaşla konuştu: “..paşam çok acil sanırım!”
Yaşar paşa zarfı açıp göz attı. Birden yumruğunu olanca gücüyle masaya indirdi.
“..allah kahretsin! Büyük bir alış-veriş merkezini havaya uçuracaklarmış! Derhal bunu engellemeliyiz.”
Paşa,böyle bir patlamanın ardından,ülkede kendisinin ipini çekmeyi bekleyen medya,yalancı demokrasi bekçisi aydınlar ve iktidarın suratlarını bir bir aklına getirdi. Paşa aylardır süren bu patlamaların birbirleriyle ilişkisini şimdi daha iyi kuruyordu….
Şişli tarafları,büyük bir alış-veriş merkezi,gündüz
Suriye asıllı Macit ve bir hafta önce tanıştığı Mahmud,Cevahir Alış-veriş merkezinin önüne geldiklerinde bir an duraksayıp,göz göze geldiler. Macit son bir defa arkasını kontrol etti. Her şey yolundaydı…
İçeriye önce Macit girdi,kapıda bulunan güvenliklerin gözünün içine bakarak,arama kabinine girdi. Ve çıktı. Ardından Mahmud üzerinde kalın paltosu ve aynı şüpheli hareketlerle içeriye girdi. Güvenlik görevlilerinden biri hemen kuşkulu davranışları fark etti. Cihazdan geçerken,Mahmud’u durdurdu. Macit,Mahmud’un yanına yaklaşarak,paltosunu açtı ve avazının çıktığı kadar bağırdı: “..bomba vaarrr! Canlı bombaaaa! …” Durumdan kuşkulanmış olan görevliler büyük bir çeviklikle, Mahmud’un etrafını çevirdiler ve iki kişi Mahmud’un ellerini tuttu. Diğerleri silahlarını Mahmud’a çevirdiler. En ufak hareketinde vuracaklardı. Bu sırada,içeriye girmekte olan onlarca insan bomba lafını duyar duymaz kapıdan koşarak Mecidiyeköy tarafına koşmaya başladılar. İnanılmaz bir kargaşa vardı. Caddeden geçen,olaydan habersiz araçların kornaları,sanki alarm verir gibi inliyorlardı! Onlarca kişi aynı anda koşuyorlar,bir an önce olay yerinden kaçışıyorlardı. Bir kişi hariç…
Bir kişi sessiz sedasız,kapıdan içeriye girdi. Bütün güvenlik görevlileri Mahmud ve Macit ile meşguldü. Mahmud’un üzerinde sahte bir bomba mekanizması bağlıydı. Asıl bomba içeriye rahatça sokulmuştu…
Marmara Üniversitesi,Bahçelievler Yerleşkesi,herhangi bir ders,
Ders,Türkiye’ye giren yatırımcıların,eskisi gibi ürkek davranmaması üzerine cereyan ediyordu. Dersin hocası,yüzünde gamdan eser olmayan,yaşını hiç göstermeyen olgun profesör izlenimleriyle öğrencileri etkiliyordu. Öğrencilerin bir çoğu ağzı açık izliyordu bu dersi ve hocasını. Arka sıralardan,saçları kısa kesim kirli sakallı biri söz istedi. Aslında ders bitmek üzereydi. Sınıfta homurdanmalar başladı… Ön sıralarda iki kişi fısıldaşıyordu,biri: “…ders uzayacak yahu,söz aldı bu yine..”, diğeri daha olumlu : “..çocuk her zaman doğru şeyler söylüyor,dur dinleyelim..”
Arka sıralardan konuşan kısa saçlı,kirli sakallı gencin adı Yusuf Kemal. Sesini gitgide yükseltiyor:
“..önce Ankara’da,sonra İstanbul’da patlayan bombalar;güneydoğuda her gün onlarca hain pusu.. Bunların birdenbire artması ve birbirini kovalaması sizce tesadüf olabilir miydi?” Y.Kemal kafasını sınıfı göreceği kadar etrafta dolaştırdı. Bir çoğu dinlemiyor konuşulanları. Dinleyenlerde ise donuk bakışlar hakim. Genç,az da olsa sınıfın nabzını ölçtükten sonra devam ediyor:
“..bakınız arkadaşlar,bu art arda meydana gelen intihar saldırıları Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak;Türkiye’nin terörü yaratan grupların üzerine gitmesini sağlamak amacıyla meydana getirilmiştir. Açık bir provokasyon sizlerce de söz konusu değil midir?... Ve bugün Türkiye Kuzey Irak’a girmiştir ” Sınıftan ses yok. Y.Kemal devam edecek,hoca ağzı açık dinliyor bu cesur genci:
“… terörün kaynağı durumunda olan ülke Irak. Bugün Irak’tan çıkamayan ABD,bölgede istediği istikrarı Türkiye olmadan sağlayamayacağının farkında. Fakat Türkiye’yi açıkça Irak’a sokmak da istemiyordu! Çünkü Musul ve Kerkük konularında Türkiye buradaki Türkmen vatandaşlarımızı yalnız bırakmayacaktı ve bu durum bölgede kurulacak sözde kürdistan için bir engeldi!....” Hoca daha fazla dayanamayarak müdahale ediyor,sesindeki otoriteyi toparlamaya gayret ederek:
“…biraz fazla kurgu olmadı mı bunlar. Yani Türkiye’nin dünyadaki diğer Yükselen Piyasalar’dan biri olması sebebiyle,buraya para transferleri,yatırım harcamaları yapılıyor. Bunların ne alakası var Kuzey Irak’la v.s..” Hoca,durumu toparladığından emin oldu. Uyuklayan onlarca kafa hocayı onaylayan kafa sallamaları senkronize hareket oluşturacak kadar otomatik bir şekilde tamamladılar. Y.Kemal tamam dercesine kafasını öne eğdi,fakat sonra şimşek hızıyla doğruldu ve: “…müsaade eder misiniz sonuna kadar konuşayım?” Hoca çok istemese de bu isteği geri çevirmedi.
Y.Kemal şimdi sesini toparladı ve bütün sınıfa hakim olduğunu görerek konuşmaya devam etti:
“..aşırı ses getiren,toplumumuzda korku unsurunu öne çıkaran bu patlamalar,bizi adım adım Kuzey Irak’a girmeye zorlamıştır. Ancak bu TSK istediği için değil de Amerika’nın bölgeye TSK’yı sokmak istemesiyle gerçekleşmiştir… Yani bu patlamaların arkasında yalnızca bir terör örgütü değil,bizi bataklığa çekmek isteyen ABD vardır. Burada iki amaç vardı. Birincisi,Irak’ta ABD’nin bir türlü başa çıkamadığı direnişçi örgütlerle Türk askerini karşı karşıya getirmek! İkincisi,Erbil’deki komutayı peşmergelere bırakan ABD,bu sayede K.Irak’ta peşmergelerle TSK’yı karşı karşıya getirerek,Türkiye Kürtlere karşı haksız bir savaş başlattı izlenimi yaratmak ve sözde Kürdistan devletini tüm dünyada meşru kılmak. Türkiye’yi böyle bir sona doğru götüren olayların başlamasından evvel,özellikle para transferlerinin hız kazanması kadar normal bir şey olamazdı. Amaç, manipülasyon ve spekülasyonlarla zenginleşmek”
Sınıf adeta buz kesmişti. Hoca dahil olmak üzere,koca sınıf nefes almadan Y.Kemal’i dinliyordu. Bu dakikalarda nefeslerin kesildiği bir yer daha vardı…
Şişli tarafları,büyük bir alış-veriş merkezi,gündüz
Beş altı katlı bu devasa alış-veriş merkezinde mahşer kalabalığı,en alt katta olan biteni anlamaya çalışıyordu. Kalabalıktan biri ‘hırsızlık ederlerken yakalanmışlar’ diyordu,bir diğeri ’sara nöbeti galiba’ diyordu.. Oysa hain plan dakikti ve kusursuz işlemişti. Canlı bomba üzerindeki bombaları patlatmak üzere üst katlara koşuyordu. Üst katlar çok kalabalıktı. Kara kuru,esmerce,yarı ölü bir surat insanlara çarpa çarpa yukarıya çıkıyordu. İstanbul görüp görebileceği en büyük facialardan birine çok ama çok yakındı. Kimse bu kadar kolay olacağını tahmin edemezdi. Hatta Kuzey Irak’ta Türk albaya diklenen küstah ABD’li albay bile…
İşte bu patlama Türkiye’yi daha çok karıştıracak,yıllardır kurulmaya uğraşılan düzen kökünden müthiş bir depremle sarsılacaktı…
Genelkurmay başkanlığı,aynı dakikalar,
Yaşar paşa,başından beri bir şeylerin farkındaydı. Özellikle ABD’nin yıllarca K.Irak konusunda taviz vermez politikalarının bir anda değişemeyeceğini ve bunu çok sağlam senaryolara dayandıracaklarını biliyordu. ABD’nin Irak’ta Türkiye’ye ihtiyacı vardı. Yaşar paşa içinden bunları geçirirken,siyasi bunalımların yaşandığı,cumhurbaşkanının seçilemediği o günleri hatırladı: Başbakan,TSK başbakanlığa bağlıdır,diye açıklama yapmıştı. Kuzey Irak’a girerken yetki kimin elinde olacaktı. Eğer başbakanın dediği üzere,TSK başbakana bağlıysa,bu durumda Irak’ta askeri yetki tartışması çıkması muhtemeldi… Ve çıkmıştı işte! Bunu engellemek gerekiyordu,en başından…
Yaşar paşa,sağ elinin baş ve işaret parmağı ile tuttuğu çenesini iyice kasarak,bir karar verdi. Başbakanı arayacaktı…
Başbakanlık önü,başbakan konuttan çıkarken,gündüz
Başbakan R.Tayyip Erdoğan,danışmanları ve korumaları ile başbakanlığı terk etmeden az önce Genelkurmay Başkanı ile görüşmüştü. Görüşme çok kısa sürmüştü. Başbakan,uzlaşmadan taraf olmuyordu. Kuzey Irak’ta sadece ABD’nin izin verdiği kamplar bombalanacaktı.
Başbakan dışarıya çıktığında bir grup vatandaş bir araya gelmiş;başbakana karanfiller sunuyor;hep bir ağızdan bağırıyorlardı:
'..Türkiye seninle gurur duyuyor!' , 'Cesur başbakan!' '..Kuzey ırak’ a ancak sen girerdin,yaşa varol!'..
Başbakan sağ elini vatandaşlara kaldırıp,sağ olun derken,az önce yaptığı görüşmeyi hatırladı:
“..paşam,bu sınır ötesi operasyonda müttefiklerimizle ortak hareket etmek zorundayız! Sizin belirttiğiniz hedeflere sayın Bush sıcak bakmıyor!”
Paşa,yapıcı olmaya çalışıyordu. Mevzubahis vatandı ve son bir uzlaşma zemini arıyordu paşa başbakanla:
“..sayın başbakan,o belirttiğiniz hedefleri ABD ordusu seçiyor ve bu hedeflerden bir çoğu,Irak’ta ABD ile çatışan direnişçilerin kampları! Bizim belirttiğimiz noktalar terör örgütüne ait yerleşimler! Madem Kuzey Irak’a bizim istediğimiz zaman değil,siz istediğiniz zaman girdik;o zaman bağımsız bir emir komuta bizim elimizde olmalıdır,ABD’li komutanların elinde değil!”
“..istediğiniz bağımsız hareket etme yetkisini meclisten alabileceğimizi zannetmiyorum paşam!”…
Türkiye bir karanlığa sürükleniyordu ve Başbakan bunun önüne geçmemekte kararlıydı!
Marmara Üniversitesi,Bahçelievler Yerleşkesi,herhangi bir dersin ‘sonu’,
Yusuf Kemal,derin bir nefes almıştı şimdi. İlk defa bu denli yoğun içerikli ve uzun konuşmuştu derste. Hoca,kendini fazlasıyla bu konuyla ilgili gördü ve son bir soru sordu,biraz da bu genci alt etmeye çalışıyordu,her zamanki klasik,kahve arkadaşına sorulan sorulardan:
“..peki ne yapalım,her şeyi anlattın bunu da anlat!”
Y.Kemal,tam da böyle bir soru bekliyordu;yüzünde ani bir gülümseme belirdi. Ve sonra,ilk önce baş parmağını tutarak saymaya başladı:
“..bir,Türkiye K.Irak’ta kendi ordusuyla hareket etmelidir ABD’nin müttefikliği ordu ile hükümeti birbirine düşürebilir,hatta bir iç savaş bile yaşanabilir ülkemizde;ki bunun sonucu hükümetin iktidarına ‘son verilmesi’ olabilir! Kuzey Irak’ta bağımsız Türk ordusu kendi vereceği kararlarla,sağlıklı bir operasyon yapar ve terörün önüne geçebilir.”
Sağ işaret parmağını,sol eli içine aldı şimdi ve devam etti:
“..iki,hükümete gelen siyasi oluşumlar ezberci politikalarını değiştirmek zorundalar. Seçimler uğruna,ABD hamiliğinde K.Irak’a girmek ülkemizi kaosa ve uçuruma sürükler!”..
Hoca yine kendini tutamadı ve Y.Kemal’in sözünü kesti: “..ya bu anlattığın çözüm yolları bulunmazsa ne olur?”
Yusuf Kemal sustu. Sanki bir şeyleri hissetmişti,suratında ansızın bir hüzün bulutu oluştu. Ağlamaklı nefes alışlarına önce mana veremedi. Nedenini birkaç dakika sonra anlayacaktı…
İstanbul’un bildik bir görüntüsü,Üsküdar Kız kulesi tarihsel sessizliğinde,boğaz mavilerini henüz çıkarmış,lacivert gökyüzüne sarılmak üzereyken:
Müthiş bir alev topu göğe doğru yükseldi. Üsküdar’dan bakıldığında dumanlar göğü yara yara ilerliyordu şimdi. Cevahir alış-veriş merkezi yerle bir olmuştu. İstanbul tarihinin en büyük yıkımıyla,şimdi,karşı karşıya kalıyordu. Sorumluları ise,elbette ‘çok üzgün olduklarını’ ifade edeceklerdi,ulusa seslenişlerinde!...
İstanbul yanlış tercihlerine duman karası göz yaşları döküyordu…
Yusuf Gürer
0 yorum:
Yorum Gönder