31 Temmuz 2007 Salı

İnadına Hatırlamak


Siyaset, seçim sınavını atlattı. Kimine göre sınıfı geçti Türkiye ve bunun adını şu şekilde koydular: Demokrasi kazandı!

Demokrasinin kazanması ile bütünlemeye kalmadan geçti Türkiye. Siyaset, bundan sonraki birkaç ayı ise ‘sandaletli’ geçirmek için, Akdeniz kıyılarında bir tatil köyünde kendini kızgın kumsala bıraktı… Hadi bakalım!..

Sonunda bitti demek, her ne kadar rahatlatır gibi bir ‘boş ver gitsin’ havası yaratsa da işlerin bu kadar basit olmayacağını anlatalım. Söze nereden gireceğimi bilemedim! En iyisi siyaset-magazin içerikli birkaç şeyle başlayalım.


Son günlerde yeni bir reklam, Doğan kanallarında geziniyor. “Hürriyet” gazetesinin reklamında, bir çok kesimi temsil eden ayrı ayrı fertlerin, ki bunlar bir ailenin fertleri, bir masada toplanması ve uzlaşması anlatılıyor. Sonunda gelen mesaj, ‘biz yetmiş milyonuz, son geleceğimiz yer bu sofra, burada uzlaşırız!..” oluyor. Reklamda anlatılmak istenen, uzlaşma! “İyi de..” diyorum, “..ne zaman ayrıydık da şimdi uzlaşıyoruz!” Neyse.

Şimdi, seçimden hemen sonra bir basın toplantısı yapan başbakanın mesajlarına bakalım. Yorgun imajıyla bezenen ses tonunda,kararlılıkla yürütülmüş bir sürecin izleri hakim! ‘Çok yorulduk, ama değdi be!’ gibilerinden bir yorgunluk, aynı anda zaferi temsil eden gülüşler… Ne söylediğine bakalım: ‘Cumhurbaşkanlığı konusunda, CHP’ye danışacağız! Uzlaşmacı olacağız!’

Sonuç, uzlaşma!


Efendim, devam edelim! Seçim sonuçları dahi beklenmeden hazırlanmış bir reklam filminde anlatılanlar, başbakanın verdiği mesajlarla nasıl da benziyor! Önümüzdeki dönemde yürütülmesi olası program bu: Uzlaşma kültürü! Aşılanacak, enjekte edilecek, kitlelere bindirilecek, dayatılacak olan mesaj bu! Uzlaşma kültürü. Ben uzlaşıyorum, sen uzlaşıyorsun, o uzlaşıyor…

Enver Paşa’nın sözü geldi aklıma: “ Yok kanun, yap kanun!” Yani, açıklaması şu. “ Yaparım olur, bozarım olmaz!”

Uzar, gider bu! Ben fazla uzatmadan devam edeyim.


Seçim öncesinde, dost sohbetlerinde sık sık konuşmuşluğumuz oldu seçimleri. Kahvehanelerde, atölyelerde, kantinlerde; kısacası gözün görüp/ kulağın işiteceği her yerde bu seçim muhabbetlerini duyduk, gördük, yaşadık, bu muhabbetlere katıldık, bağırdık ve kendimizce çözümler aradık, tahminler yaptık… Sonuç ne oldu peki! Demokrasi kazandı! Gözün gördüğü, kulağın işittiği fakat gönlün elvermediği bir çok olay/haksızlık/terbiyesizlik/hainlik göz ardı edildi! Seçime giden her iki kişiden biri, görmedi/duymadı/bilmedi! Daha doğru bir ifade şu, bilemedi!

Suçlama mı yapıyorum? Kesinlikle hayır! İnsanları mı aşağılıyorum? Kesinlikle hayır! Peki ne yapmaya çalışıyorum? Yorulmayın beyler. Açıklıyorum…


Ortaya çıkan tabloyu sakin/beyefendice değerlendirelim önce.

AKP, yüzde elliye yakın oy oranı ile yeniden iktidara geldi. Tek başına yaşayıp gittiği iktidar koltuğuna, sere serpe, yeniden oturmaya hazırlanıyor…

CHP, bildiğiniz gibi. Kantin muhabbetlerinde sorulur ya hani:

“ Abi n’aber? ”

“ İyidir abi, senden?”

“ Ne olsun işte, bildiğin gibi!..”

CHP, bildiğimiz gibi. Nasıl bilirdiniz, sorusunun sorulacağı günlere giderken, bu seçim sonucunu hatırlamakta fayda olacak!...


Devam edelim.

MHP, göstere göstere geldi. İlk sözleri, ne gariptir ki, ‘uzlaşacağız!’ oldu! Hükümet ile medyanın ağız birliğine, ‘muhalefet’ olarak meclise ‘sokulan’ MHP de katılıyor.

Yeni politik orkestraya göre, iktidar ve muhalefet* uzlaşmayı ana enstrüman olarak çalacaklar! (*muhalefet dediğim, seçmene muhalefet. Oy verilsin, meclise sokulsun, sonra düzene ayak uydursun!)


Ve bağımsızlar… Kim var kim yok girmişken, yüz yılın planına sahiplik edecek aktörler de nihayet meclis çatısı altına girdi! Demokrasi kazandı derken, sadece AKP’yi akla getirmek eksik kalan bir tanım olur! Tanımın tastamamı bağımsızların da içine dahil olduğu bir seçim zaferiyle anlatılabilir! Bağımsızların şekle sokulacağı kalıp ise, hiç şüphe yok ki, DTP olacak. Bu elde bir!

İkinci olarak, azınlık temsilciliğine soyunan ve oylarını ‘azınlık’ olarak tabir ettikleri kesimlerden toplayan birkaç bağımsızı da bu ‘demokrasi şölenine’ katmak gerekiyor! Azınlıklar, gayler, eşcinseller, kaldırımdan düşenler, düz yolda yürüyemeyenler v.s… Bu kesimlerin topunu ezilenler, altta kalanlar, sistemin dışladıkları olarak gören bağımsız vekiller de meclisin ön saflarında yerlerini aldılar. İsim de verelim, Ufuk Uras beyefendi! Öyle ki, kendisi meclise girdiğinde, DTP ‘grup kurma’ sıkıntısı çekerse, kendilerine yardımcı olacağını da açıkladı! ‘Onları grupsuz bırakmam!’ dedi. İyi gruplar beyler!...


Devam..

Şimdi seçim sonuçlarını, Kanal D’nin ‘Demokrasi Şöleni’ adını verdiği programlarından biraz daha farklı ele almaya çalışalım! Bu da ayrı bir karikatür! Demokrasinin kazanacağından o kadar emin olduklarını anlayabiliyoruz, buradan! Haber yaptıkları yerde, kameranın gördüğü her objeye ‘demokrasi’ adının verilmesi, gülünçlükten çıkmıştır artık. Zira ben bu duruma, ağzımla gülecek raddeyi çoktan aştım! ( Yayının yapıldığı bahçeye, Demokrasi bahçesi denmiş! Her halde ihtiyaç için ayrılan WC’lere de DWC denmiştir! Demokrasi WC!..)


Farklı değerlendirelim diyorum, çünkü gerçekten de balayının devam ettiği süre zarfında hiç kimseler farklı bir şey söylemeyecek!

Seçim sonuçlarını bir de aşağıdaki gibi görelim:


Seçim Sonuçları:

Abd : Memnun!

Ab : Memnun!

Tüsiad : Memnun!

Ve sonuç : Demokrasi kazandı!


Şimdi bu sonuçlara göre konuşalım az da olsa! Önce ABD memnuniyetini bildirdi. Bravo dedi, yanaktan makas aldı! İade-i ziyaret ise önümüzdeki günlerde gerçekleşecek, büyük ihtimalle! Başbakan yeni hükümet kurulmadan Washington’un yolunu tutacak! Neler söylenecek, hangi dosyalar koltuk altına sıkıştırılacak, merak konusu! Bunu halk kesimlerinden herhangi bir bireyin bilmesine ihtimal yok! Aydınlarımız bizleri uyarırlar mı, diye soracaksanız eğer; kesinlikle umutsuz!

Bir başka keskin dilli aydınımızın dediği gibi, Türk aydını miyoptur ve yakın geleceği, olanı biteni göremez! Katılmamak elde değil.


Bu açıdan sürdürüp, daha önce defalarca dile getirdiğim noktaları açmak istiyorum. Aydınlarımız, seçim sonuçları açıklandığında ekranlara koşturup, ‘seçim sonuçları bir zaferdir, demokrasi işlemektedir.’ gibi söylemleri milyonlara haykırdılar. Tek tük değil. Aklınıza geleni, gelmeyeni. Yazarlar,sanatçılar, genel yayın yönetmen fosilleşmişleri, eski vekiller, ler, ler, ler….

Akılımdaki soru şu: Beş yıllık süreçte ekonomik gidişatı, dış politikayı, iç siyasi dinamikler üzerindeki güvenirliği bir türlü ağızlarına almayanlar, neden sahte bir zafer havasına girip, milyonları kandırmaya/sokağa dökmeye/pembelere boyamaya çalışıyorlar!

Ekonomiyi enflasyondan, dış borcu IMF’den, gelişmeyi/çağdaşlaşmayı AB’den ayıramayan bir toplum yaratmak istemelerinin arkasındaki gerçek ne? Bu soruların cevaplarını bir gün bile saptırmadan, kekelemeden, yüreklilikle neden veremiyorlar! Çiftçi, fındıkçı, esnaf, laik, dindar, milliyetçi kendine oynanan oyunları neden görmüyor! İşte bu aydın geçinen, miyop zihniyetli, kötü niyetli, aydıncıklar yüzünden göremiyor/seçemiyor!


Ekonomi, enflasyonun düşmesiyle yolundadır anlamına gelir mi! Cari açığın alıp başını gittiği, seçim ekonomisin bütçe açığını azdırdığı, dövizin bilerek düşük tutulduğu bir ortamda ekonomi iyiye mi gitmektedir, yoksa basıncı artan ve patlamaya giden bir tencereye mi dönmektedir! Yüksek faiz, ucuz seyirde dolanan dolar, içeriye akan sıcak para, hız verilen özelleştirmeler ekonomide bazı çarkların bazı kimseler tarafından elde tutulduğunu anlatmaya yeter. Çok övünülen ‘güven’ duyulan ekonomi, bir kriz anında o kadar da önemeli bir unsur olmayacaktır! Kapitalist sistemin oturttuğu ticaret serbestisinin, sermaye hareketlerindeki kontrolsüzlüğün ileride başımıza büyük sıkıntılar açabileceğini neden unutuyoruz!


Yaşar Erdinç’in roman formatında ekonominin çarklarını anlattığı “Para Harekatı” adlı kitapta, ‘finansal teröristler’ diye tabir edilen büyük sermaye/fon sahiplerinin, bir kriz çıkarmalarının an meselesi olduğu vahşi bir ekonomik sistem içerisinde yaşıyoruz! Bu kumpas içerisinde, ekonominin iyi olduğunu düşünmek vurdumduymazlıktan başka bir şey değildir! Umursamamak, görmezlikten gelmek bütün büyük krizlerde görülmüştür.

Ekonomi ayağı böyle. İlk altı aylık verilere bakıldığında; vergi gelirlerinin artmadığı veya arttırılmadığını anlamak kolay. Vergi gelirlerindeki cüzi artış, kamunun basiretsizliğinden değil, sistemli seçim ekonomisi yürütülmesinden kaynaklanmıştır. Ayrıca bu dönemde, faiz dışı giderlerin hızla artması ise şaşırtıcı olmamıştır! Hani şu portakala dönen yollar, ne idiğü belirsiz alt geçitler, asfaltına asfalt katılan caddeler.. Bunlar en basit örnekleri bu giderlerin!


Ekonomik dengeleri, oturmayan fakat oldu diye yutturulan sistemi geçelim!

Hakiki seçim sonuçlarına göre devam edelim, yeniden. Aydıncıkların anlatmadığı, demokrasi bulutlarında boğuldukları için, sarhoş gezdikleri ve bir türlü göremedikleri sonuçları en dikkatli izleyen gözler ABD’ye ait!

Büyük Ortadoğu Projesi ile yola çıkan, adını Haçlı Seferi koymaktan çekinmeyen Bush yönetiminin seçim sonuçlarına verdiği ‘memnuniyet’ tepkisinin sebeplerini neden düşünmüyoruz! Argo bir deyimle, kıllanmamak niye? Bakınız, bugün oluşan meclis içerisinde, kaç tane anti-emperyalist, anti-Amerikancı vekil var! Yok! Cevap bu, evet yok! Bir anket yapılsa, ABD karşıtlığının yüzde seksenlere varacağını tahmin etmek zor değil! Halkın anti-Amerikancı tutumu mecliste vücut bulmuyor!

Öyleyse, bu seçimde asıl kazanan kim? Demokrasi ise, bu hangi demokrasidir! Sade, evrensel, bilinen anlamıyla baş ucu değeri olan demokrasi mi. Yoksa batı demokrasisi mi! ABD çıkışlı, sermaye destekli, Avrupa Birliği etiketli bir demokrasinin varlığı birebir tehdittir! Bu demokrasinin çifte uygulamalarını defalarca konuştuk! Hala daha bu demokrasinin tüfekleri patlıyor Kerkük’te! Kerkük’le ilgili son yazımdan bu yana 300 kişi daha öldü! Kalemin yazacağı her Kerkük kelimesinden önce, orada insanlar can veriyor! Neden? Demokrasi eksikliğinden! Bu demokrasi kanlıdır! Eli silahlıdır! Bu demokrasiyi kabul etmiyorum!


Bu şartlar etrafında bugün oluşan meclisin yanında bizler yeni bir tür ekalliyet durumuna düşmüşüzdür! Bugün dayatılan, zafer çığlıklarını duyduğumuz demokrasiyi kabul etmeyenlerin sayısı azdır! İnsanlığın maneviyatının meclis dışında kalması, onurlu, bağımsız, gururlu bir yaşam isteyenlerin dışarıda kalması; azınlık olmamız için yeter de artar bile!...

Suskunlukların taraf olacağı, boş vermişliğin hüküm giyeceği günlere gidiyoruz! Ben bu yazıyı burada kesiyorum. Devamı var. Kısa kısa gitmekte de büyük yarar var!


Son sözü, Falih Rıfkı’ya bırakıyorum. Zeytindağı’nda şunu söylüyor:

“ Vatan kaybı İstanbul’da çabuk unutulur!”

İnadına hatırlayalım şimdi…


Yusuf Gürer

6 yorum:

AGA dedi ki...

bütün bu tramvatik durumlar elbette her zihinde karışık düşüncelere neden olacaktır. yazının epey bir kısmına katılmakla beraber; eleştirdiğim ve tasvip etmediğim noktaları da var. Ama makul ölçüde güzel bir yazı olmuş. Ama nedense ara ara 1930 lara ait bir devletçi, ve pro-modernist(!) hava alıyorum bu yazıda..belki bana öyle geliyor; algısal bir şey olabilir. Karşı durduğum noktaları biraz detaylandırıp; huyum olduğu üzere tarihsel bir perspektif ile le almayı düşünüyorum. Uygun görülür de yayınlanırsa ne ala. Yusuf kardeşimin kalemine sağlık.

atakhan mikhael dedi ki...

aslında yusuf'un tekrar bir ekleme yapması iyi oldu. sanırım yazı, yorumla daha anlaşılır ve manidar olmuştur. seçim sonrası her iki kişiden biri akpli diye bir "geyik" başladı. demokrasi kazandı diyoruzda biçok insan akpye oy vermemesine rağmen -gururla vermediğimi söyleyebilirim- oyları akpye yaradı-ne yazık ki benim oyum gibi- demokrasi kazandı nidaları içinde bu durum pis bir şekilde sırıtıyor. akpden pek bir isteğim ve umudum yok ama inşallah bu durumu düzeltir. bi de ab olsun abd olsun yüzünde gülücüklerle karşıladı. şu sıralar ortadoğu tarihi ile ilgili araştırma yaparken bu insanların bize gülümsemeleri beni çok rahatsız etti. ben mi, çok kötü düşünüyorum acaba? inşallah öyledir. eğer yazıya ekleme yapmasaydın bazı şeyler yanlış anlaşılabilirdi ama şu şekilde güzel bir yazı. eline sağlık kardeşim.

M.Akif MEMMİ dedi ki...

Seçim sonrası ilk değerlendirme Yusuftan geldi. Biraz değerlendirmeler seçim öncesi Tarhan Erdeme küfredip sonra özür dileyenlere benzemiş ama herzaman ki Yusuf'un kuvvetli anlatımı mevcut :)).Uzlaşma olayı artık gına getirdi haggaten özellikle toplumda iki kişiden birinde eskiden güzel manalar çağrıştıran uzlaşma kelimesi şimdi dayatma tehdit manasına gelmeye başladı hayırlısı ne diyelim...ama mhp'nin tavrını eleştirmesi ilginç geldi bana Yusuf'un sonuçta m.ağar'ın pişmanlığı ortada. Bağımsızlar her ne kadar sıkıntı oluşturabilir olsada meclis dışında olmalarından daha iyi eğer faydalı olurlarsa g.doğu kazanacaktır eğer başarısız olurlarsa hala yabancı dilim Türkçe tarzı şeylerle uğraşırlarsa da muhtemelen gelecek seçimde grup sayısı oluşturamayacaklar burada ak partinin g.doğudaki başarısına değinmek istiyorum çok önemlidir adeta tekrar merkeze bağlanmaktır eğer ak parti olmasa güney doğudan bağımsızlar dışında her hangi bir parti milletvekili çıkaramayacaktı sanırım.
ABD'nin memnun olmaması düşünülemez zaten onlar muhtıra da olsa darbe de olsa öteki beriki kazansa da seçimi memnun olacaklardı maalesef!! AB zaten akpartiyi destekliyordu seçimden öncede biliniyordu bu. Tüsiad meselesi biraz daha ilginç biz ak partinin başa gelmesini istiyoruz çünkü ekonomide iyiler ama chpye oy vericez tarzı bir yaklaşımları vardı üzerinde kafa yorması lazım bence ak partinin bu konu ne manaya geliyor diye.
Sonuç olarak ak parti yeniden iktidar ama beklentiler geçen dönem gibi değil herkes daha çok şey istiyor geçen dönemi şahsen ben hep dsp-mhp-anap hükümetinin yaptıklarıyla karşılaştırdım sonuç çok başarılıydı diğer insanlarda böyle gördü sanırım ama artık ak parti kendi dönemiyle karşılaştırılacak özellikle ekonomi alanı çok önemli bu arada
Mehmet Şimşek(akparti G.antep mvekili)'den çok şey bekliyorum.
Bir yazıda da kendi değerlendirmelerimi yazacağım inşallah YusuF'un ellerine sağlık...

Yusuf Gürer dedi ki...

Sevgili Mehmet Akif kardeşimin yorumunu -genelinde- zevkle, tebessümle, ilgiyle okudum. Fakat tek bir noktada takıldım ve bunu yazmak istedim.
Yorumunun başında, Tarhan Erdem'e küfredip özür dileyen kimi yazarlarla beni bir tutmana, açıkcası, üzülürüm!
Bu yazımda, kesinlikle şaşkınlık ifadesi barındıran bir cümlem yok! Aksine, bundan önce yayımlanan yirmi küsur yazımın birçoğunda olduğu gibi, çizgimin dışına çıkmış değilim!
Emin Çölaşan ve türevlerinin bir zaman sonra, familyanın diğer ağzı salyalı yalakalarına katılacakları konusunda bir endişem yok! Kuru sıkı tepkilerle, eleştiri yapıyoruz demek, haksızlıkları gölgede bırakan bir davranış bilincini oluşturmaktadır. Tuncay Özkan'ı da aynı kefede değerlendiriyorum! Bu kesimlerin faşist bilinçaltı karanlıklarına, birçok kimse tepki göstermiştir! Sonucun kime yaradığını da söyletme bana şimdi...

Yorumuna teşekkür ederken, bu noktayı yeniden değerlendirmeni de isterim...
Blogta bu hoşgörü havasının oluşmasına sevindiğimi belirtirim.
Son olarak, MHP konusunu daha sonra irdelemeye çalışacağım. Aynı zamanda Ağar konusuna da değiniriz sanırım.
Yorumlar için tekrar teşekkürler...

Yusuf Gürer dedi ki...

Yazımdaki bir kaç noktayı, çok net ayrıntılandıramadığımı gördüm. Bunun yanlış değerlendirmelere sebebiyet vermesini istemem. Diğer yorum yapacak arkadaşlarıma da şu şekilde yardımcı olmak istiyorum..

Bağımızların meclise girişi ve demokrasi ilişkisini detaylandırırken, hedef aldığım kesimler cinsiyet faktörlü ayrılıklar veya etnik kökenli farklılıklar değildi!
Benim, demokrasi yüce dağlarının arkasına sığınıp, bu grupları mevzi alan yönetici kademesindeki bireylere karşı eleştirilerim vardır.
Eşcinsel olmak, azınlık bir grubu temsil etmek, daha ayrıntılı açarsak; Kürt olmak, Ermeni olmak bir sıkıntı unsuru değildir! Anadolu bir insanlık vahasıdır! Ermeni, Kürt, Türk yani sen, ben biz buralarda yaşıyoruz. Ve yaşayacağız da...
Kürt ve bölücü/terörist ayrımını yapmak başkadır, bir etnik gruba yönelik şovenist bir ağız kullanmak başkadır! Ki ben bunu 'kuru laf milliyetçiliği' olarak nitelendirip, bir yazımda ortaya koymuştum!
Bir tarafta yüzbinlerin oluşturduğu kütleler var. Bir tarafta bu grupları yönetmeye aday bir kaç kişi.. Benim yazımda, karşıma alıp eleştirdiklerim bu birkaç kişilik yönetici kesimdir!

1930 devletçiliği konusunda da siyasi bir tanımlamam olmadı. Bunu yukarıda açıklamaya çalıştım zaten...
Abdurrahman kardeşime ve tüm yorumcu arkadaşlarıma teşekkür ederim.

atalay oğlu atakhan mikhael dedi ki...

akifim imece'de türkçe'ye dikkat ediyoruz. lütfen kardeşim...