Karışık ve Zor Günler…
Kimi dostlar sürekli vurgulaya gelse de; hiçbir şey unutmuyor İstanbul. Hele hele yedi kapısında, yedi evliya, yedi gün yedi gece nöbet tutarken… Kimi kentler vardır kutsanmış ve mukaddestir, kimileri sadece ticari amaçlarla kurulmuş, kimileri stratejik… Ve kimi coğrafyalar vardır ki, biriciklerdir. Dünya tarihi yazılır veya bozulur, kader döngüsü burada geçer haddeden. Maddeye odaklanan beyin içinse bahaneler bitmek tükenmez; ya çok verimli ovaları vardır, ya önemli kervan yolları üzerindedir, yahut siyah altın fışkırmaktadır topraklarından… Ne olursa olsun, önemlidir biriciktir bu coğrafya.
Kan ve mukaddesliği hiç eksik olmaz, topraklarının ve toplumlarının bir kısmı lanetlenir; bir kısmı mukaddes kılınır… Tarihte batan da burada batar; çıkan da burada. Dediğim gibi maddeye göre bahane arayanlar, komplo teorileri için bulunmaz hazinedir ama unutmamalı; bir bilge hükümdarın sözlerini “İnsan kaderinden kaderine kaçar…”.
Bu coğrafya (daha doğrusu coğrafyamız, yani ufuklarımızın ötesi) hiç de uzak değildir baktığımızda ve olanca tekrara düşürür bizi. Bu topraklar; ya Asya steplerden gelen Moğol’un atının nalları ile, ya Avrupa’dan akın akın gelen çapulcuların çıplak ayakları ile, ya okyanus ötesinden gelen botların ve çelik araçların altında ezildi/ezilmekte… Kim çağırdı ki bunları ve diğer saymaya hafızamın el vermediği milletleri?
18. yy. dan kalma pozitivizmi ile bakamayacağım ; ki hiç bakamadım bugüne kadar. Siyasi komplolar, ihanet, trajediler, yıkımlar, büyük savaşlar… Hepsi bir bir gözümün önünden geçiyor tarihin film şeridi gibi ve bir kez daha anlıyorum ülkemi, asil ve necib olan bu milleti dualar koruyor. Ülkemin hudutları –ki ne kadar da yapay- gündüz ve gece emin ellerde… Bir korunmuşluk, sığınmışlık bolca tefekkür… 100 yıllık modernleşmemizden bahsetmeyeceğim, veyahut 300 yıllık ıslahatlarımızdan, emek ve üretim döngüsünden de…
Git gide sığlaşan, bulanıklaşan bakış açıları arasında, en iyisi kütüphanelere geri dönmek. Fakat, keşişçe değil dervişçe… Nasıl mı? Miskin, kendini odasına kapamış ev-okul-dersler-konferanslar arasında mekik dokuyan biri olarak görünmek; telefon rehberimdeki kişilerin %60’ını zor hatırlıyor olmak, sonu gelmez felsefi tartışmalara gömülmüş olmak; asla başıma vurulup ekmeğimin alınacağı anlamına da gelmemeli. Peki ne mi yapabilirim? Çanakkale de şehit olanların 50.000’nin medrese öğrencisi olduğunu hatırlatmam kafi midir?
Hiçbir şey unutulmuyor, çokça sineye çekiliyor; bolca dua ediliyor. Ve yağmur aramızdaki bebekler ve yaşlılar için 7 gündür ıslatıyor bu şehri…
Lozan’da Türk heyetinin önüne “Afrika’daki; Tunus, Cezayir, Mısır… ve diğer bir çok ülke üzerindeki haklarından vazgeçmeleri" için bir teklif veriliyor… İsmet Paşa ne kadar da şaşkın… Haberi bile yok. İstanbul yıllardır bu haklarını mahfuz (saklı) tutuyormuş…” Ve vatan kaybını en son İstanbul unutuyor
Abdurrahman AGA -27. Ekim.2007

0 yorum:
Yorum Gönder